SİYASİ SORUNLARIN ÇÖZÜM ALANI DEMOKRATİK SİYASETTİR!

SİYASİ SORUNLARIN ÇÖZÜM ALANI DEMOKRATİK SİYASETTİR!

İlter TURAN                                                                                 

                                  siyaset penceresi

 

Önümüzde daha bir hayli zaman bulunmasına rağmen, şu sıralarda ülkemizde en fazla tartışılan sorunların başında, cumhurbaşkanlığı seçimi bulunuyor. Biz işlerimizi erken halletmeyi seven bir toplum olsak, bu telaş anlaşılabilir. Ancak, şimdiki cumhurbaşkanımızı nasıl son dakikada seçtiğimizi hatırlayacak olursanız, bu ne acele diye hayret edebilirsiniz. Tartışmanın bu kadar erken başlamasının nedeni belli. Başbakanın cumhurbaşkanı olmaması gerektiğine ilişkin düşünceler hem muhtelif toplum kesimleri hem de bütün muhalefet partileri tarafından sıkça dile getiriliyor. Lakin iktidar partisi parlamentoda öyle güçlü bir çoğunluğa sahip ki, kimi isterse onu seçtirebilir. Bu durum karşısında, iktidar partisinin tek başına cumhurbaşkanını seçmesini engellemek için gayretler yoğunlaşıyor. Önce milletvekili genel seçimleri erkene alınsın, iktidar seçmenin çok düşük bir yüzdesini temsil ediyor dendi. Sonra, bu yolun etkili olamayacağı görüldü. Ne de olsa seçimler herkesin kabullendiği kurallara göre yapılmıştı. Eğer yüzde on barajı istenmeyen sonuçlar vermişse, bunun müsebbibi herhalde iktidar partisi değil, iktidarda bulundukları dönemde bu kuralı bir türlü değiştirmek istemeyen muhalefet partileriydi. Bu sefer, daha önce kimsenin aklına gelmemiş bir hukuki yorum ortaya atıldı; ilk turun yapılabilmesi için meclis toplantı yeter sayısının meclis üye tam sayısının üçte ikisinden bir fazla olması gerektiği ileri sürüldü. Malum, bu rakam Anayasanın ilk turda seçimi kazanmak için öngördüğü sayı. Eski Yargıtay başkanının ileri sürdüğü ve birkaç Anayasa profesörünün de katıldığı bu görüşe diğer bazıları ihtiyatla yaklaşsa bile, ana muhalefet partimiz hemen sahip çıktı. Hatta partinin genel başkanı şayet bu yorum benimsenmez ise on dakikada soluğu Anayasa Mahkemesi’nde alacağını ve seçimi iptal ettirmeye çalışacağını beyan etti.

 

         Şöyle Batımıza doğru bir bakalım. Bu türden hukuk tatışmalarının cereyan ettiği başka bir ülke var mı? Göremezsiniz. Demokrasiye bizden çok sonra geçmiş olanlarda bile, böyle tartışmalar yapılmıyor. Otoriter yönetimlere sahip komşularımızda ise böyle tartışmalara zaten gerek yok. Oradaki yönetimler istedikleri zaman kuralları ihtiyaçlarına göre değiştirebiliyorlar. Demokrasi olup da sürekli sistemin kurallarıyla oynamaya meraklı toplum olmak gibi tuhaf bir durumumuz var. Neden böyle oluyor? Sanıyorum sorun hukukun ne olduğuna ilişkin oturmuş bir anlayışa sahip olmamamız. Türk


modernleşmesinde, özellikle cumhuriyet döneminde hukuk, devlet-toplum ve bireyler arasındaki ilişkileri düzenleme işlevini görmekten çok, toplumu değiştirmek için bir yönetici seçkinlerin başvurabileceği bir araç olarak görülmüştür. İlk dönemlerde böyle bir yaklaşımın isabetli olduğunu teslim edebiliriz ama günümüzün hukuk devleti olması beklenen modern Türkiyesinde artık terkedilmesi gerekiyor. Ancak, bazılarımız kazandığımız düşünce alışkanlığını devam ettiriyor ve toplumsal sorunları hukuk sorunları olarak kavramsallaştırmaya yöneliyor. Ana muhalefetin tavrı bunun sadece bir örneği.

 

Yaygın seçmen kitlesinin, hukuk yoluyla siyasi sorun çözme işini benimsediğini gösteren belirtiler yok. Zaman zaman  bir kısım siyasi seçkinimizin yeterince bilgili ve kültürlü bulmayıp hafife aldığı seçmenimiz demokrasinin tabii işleyişine gönülden bağlı gözüküyor. Muhalefetimiz şayet Başbakanımızın cumhurbaşkanı seçilmesini istemiyorsa, mücadelesini demokratik siyaset alanına kaydırmalı, seçmenimizi ve başbakan dahil siyasilerimizi, Sayın Erdoğan’ın neden cumnurbaşkanı olmaması gerektiği konusunda ikna etmelidir. Evet, sayın başbakanımızın Çankaya’ya çıkmasında hukuki bir engel bulunmuyor ama bu görev için donanımının elverişli olmadığı konusunda kitleler ikna edilebilir. Bunun için fazla uğraşmaya gerek var mı, ondan dahi emin değilim. Başbakanımızın konuşurken başvurduğu üslup ve heyecana kapılıp sarfettiği isabeti tartışmalı sözlerin dahi kendisinin bu göreve gelmesi açısından öenmli bir engel olduğunu düşünmek mümkün. Ne bileyim, mesela muhalefet partileri gazetelere bir ilan verip, hergün başbakanımızın bir başka tuhaf cümlesini kamuoyuna aktarsa, sonra da siz böyle bir kişinin cumhurbaşkanımız olmasını ister miydiniz diye sorsa, etkisi olmaz mı?

 

Tabii, en doğru yol, bir latife olarak dile getirdiğim gazetelere ilan vermek değil, başbakanı ve partisini daha farklı bir cumhurbaşkanı seçilmesinin gerekliliğine ikna etmektir. Evvelden de ifade ettiğimiz gibi, cumhurbaşkanı rekabetçi siyasetin ayırıcılığı karşısında ülkenin ve toplumun bütünlüğünü temsil eder. Buna karşılık, ülkemizde sayın başbakanımızın cumhurbaşkanı olmasını asla kabul edilemez bulan azımsanmayacak bir kesim bulunmaktadır. Bu bile, başbakan tarafından üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir husustur. Olay, “benim yeterli oyum var, kimi istersem onu seçerim” sözleriyle görmezlikten gelinemeyecek bir ulusal mutabakat sağlama sorunudur. Sorunu aşmak için önce konuyu hukuk alanından alıp siyaset alanına getirmemiz lazımdır. Bunu yapmazsak, sadece hukuku siyasileştiririz. Demokrasilerde siyasileşmemiş hukuk ve yargı rejimin ve toplumun güvencesidir.  Siyasi sorunların çözüm aracı ise demokratik siyasettir.

Sitemizde yayınlanan makale, yazı, döküman, dosyalar ve resimler izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Copyright © 2014 Ruyiad Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemap