NİTELİKLİ İNSAN YETİŞTİRMEZSEK GERİLERİZ!

 

A.İlter TURAN

SİYASET PENCERESİ

Toplumsal gelişmenin itici gücü nedir sorusuna birden fazla cevap verilebilir. Kimimiz teşebbüs serbestisinin öneminden, kimimiz çalışkanlıktan, kimimiz liderliğin öneminden, kimimiz üstün ahlaktan söz edebiliriz.  Bu cevaplar gelişmenin önemli unsurlarına işaret ediyor ama biraz düşünelim. Girişim serbestisine izin vermemekle birlikte gelişen toplumlar var. Çalışkanlık müşevviklerle harekete geçirilebiliyor. Liderlik önemli ama kurumları yerleşmiş, sorunlara çözüm üretimini kurumsallaştırmış sistemler muntazam bir gelişme çizgisi izleyebiliyorlar. Sermaye birikimin ilk dönemlerinde bir kısım sermayedarın ahlakiliği tartışmalı yollardan zenginleştikleri herkesçe malum.

Gelişmenin itici gücünü oluşturan unsurlar salt saydıklarımla sınırlı değil. Bu satırları okurken belki sizler de şu veya bunu da unutmamalı diye düşünmüş olabilirsiniz. Benim de aklıma gelen ve olmazsa olmaz diyebileceğim bir unsur var. Belki de mesleki bir deformasyon diyeceksiniz ama ben toplumsal gelişmenin vazgeçilmez unsurunun eğitim olduğunu düşünüyorum. İster sosyalist ister kapitalist yoldan ilerlemiş olsunlar, gelişme düzeyi yüksek toplumların hepsinde eğitime özel bir önem verildiğini göreceksiniz. İnsan unsurunun donanımını güçlendirmeden gelişme yönünde mesafe kat etmek mümkün gözükmüyor. Hangi düzeydeki eğitim önemlidir diye soracak olursanız, her düzeyde demek gerekir çünkü bir üst düzeydeki eğitim alt düzeydeki eğitim üzerinde bina edilmiştir. Zayıf temeller üzerine sağlam bir üst yapı kuramazsınız.

Ülkemizde eğitim kalitesi yetersiz. OECD ölçümlerinde orta öğretim çağındaki gençlerimizin donanımsızlığı ortaya zaten çıkıyor. Üniversite mezunlarına ilişkin ölçümlemeler yapılsa, farklı bir sonuç ortaya çıkmaz. Nitekim herhangi bir Anadolu kentine gidin, girişimcilerin yakındıkları konuların önemli birinin kalifiye işgücü bulamamak olduğunu göreceksiniz. Bu durumun anlaşılabilir nedenleri var. Nüfusumuz hızla artıyor, üstelik hemen her düzeyde yoğunlaşan öğrenim talebi nüfus artışı ile zorlanan eğitim sistemimizi daha da büyük baskı altına sokuyor. Eğitim-öğretime geçmişten fazla kaynak ayırmaya başladık ama sorunumuz sadece kaynak eksikliği sorunu olmaktan uzak. Nitelikli öğretmen, nitelikli yönetici, nitelikli ders kitapları, uygun öğretim teknikleri, araç ve gereçleri kısa vadede yetiştirilemiyor, geliştirilemiyor. Uzun vadeli dönüşüm programları yaparak bunları gündelik siyaset dışında, kimin iktidarda olduğundan bağımız olarak uygulamak lazım.

Hükümetimizin eğitimin niteliğini yükseltmek konusunda pek başarılı bir sınav verdiğini söylemek kolay değil. Milli Eğitim Bakanlığımız bu yıl enerjisini büyük bir bölümünü hazırlıksız yakalandığı 4+4+4 sistemini uygulamaya sokmakla tüketti. Hangi ihtiyaca cevap verdiği bilinmeyen İmam-Hatip liselerinin orta kısımlarını canlandırma işinde çok vakit kaybetti. Beklediği oranda talep görmeyen seçmeli dersleri müfredata yerleştirmeye gayret etti. Parlamentomuz ise, herhangi bir hazırlık yapılmadan üniversite açılmasına ilişkin kanunlar çıkarıp duruyor.

Emin olunuz, bu politikalarla biz geleceğin parlak toplumu olmak bir yana, nitelikli insan kıtlığından dolayı gerilemeye başlarız.  Bilmiyorum, büyüklerimiz izledikleri yolun bizi vaat ettikleri parlak geleceğe götüremeyeceğini ne zaman fark edecekler?

 

 

 

 

Sitemizde yayınlanan makale, yazı, döküman, dosyalar ve resimler izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Copyright © 2014 Ruyiad Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemap