SİYASETÇİLERİMİZİN ACİZ OLDUĞU BELLİ!

SİYASETÇİLERİMİZİN ACİZ OLDUĞU BELLİ!

 

İlterTURAN                                      

                                                                    siyaset penceresi

 

Turbanlı kız öğrencilerin üniversiteye devam etmelerini sağlayacağı öne sürülen anayasa ve yasa değişikliklerinin gerçekleştirilmesi süreci ilerliyor. Maalesef, sizlerin de gördüğü gibi, karşımızdaki sorun basit bir örtünme sorununun çok ötesine geçmiş, bir rejim meselesine dönüşmüş vaziyettedir.  Toplumda uzun süredir varolan ayrışma ekseni üzerine kurulu cepheleşme, küllendiğini ümit ettiğimiz bir kutuplaşmanın zeminini yeniden oluşturuyor. Herkes biraz heyecanını yenip, kendisine “Acaba biz ne yapıyoruz” diye sorma fırsatı tanımazsa, sonunda istesek de istemesek de her birimiz bu mücadelede taraf olmaya mecbur kalacağız. Bir buluşma noktası bulmaya çalışanlar da, iki kutup tarafından da hain ilan edilecek.

 

         Toplumumuzu rahatsız eden siyasi nitelikli sorunların çoğunun altında aynı yapı var. Bir yanda toplumu kendine göre tanımladığı bir modernlik kalıbı içinde tutmaya yönelen, bunun için devletin her türlü imkanını ve kurumunu kullanmaya gayret eden bir zümre. Diğer yanda, seçmen desteğini arkasına alarak, her türlü tasarrufta bulunmak için halktan yetki aldığını savunan bir diğeri. Her biri kendisinin güçlü olduğu alanlardaki araçları kullanmayı iyi biliyor, diğer tarafın araçlarına yabancı. Örneğin, modernleşmeciler siyaseti bir ideolojik yarışma olarak görüyor, vatandaşın günlük ihtiyaçlarına, dertlerine sahip çıkmayı pek beceremiyorlar. Seçimlerdeki başarıları her zaman sınırlı kalıyor. Buna karşılık Anayasa Mahkemesi, Danıştay, YÖK ve benzeri kurumlara başvurarak, siyaseti etkileyecek sonuçlar almaya çalışıyorlar. Seçmen desteğinin her türlü siyasi tasarrufta bulunmalarına cevaz verdiğini ileri süren “popüler siyasetçiler” ise kanun, kurum, hukukun temel ilkeleri gibi konularda titizlik sergilemiyorlar. Meclisteki çoğunluklarının kendilerini her istediklerini yapmakta özgür kıldığı anlayışıyla hareket ediyorlar.

 

Özetlediğim yapı sorunlarımızı demokratik süreç içinde çözmemizi zorlaştırıyor. Ne hangi sorunların siyaset arenasına çözülebileceği üzerinde bir mutabakat var, ne de uzlaşmaya değer veriliyor. Sanıyorum, son günlerde “türban sorunu” konusunda yaşadıklarımız bunu göstermiyor mu?  Özetleyelim. İnancı gereği başını örtmesi gerektiğini ileri süren bazı genç hanımlar, başlarını açmayıp, yüksek öğrenimden vazgeçmeye zorlandıklarını ilan ediyorlar. Karşılarında ise üniversitede baş örtmenin laiklik ilkesinin ihlali anlamına geldiğini ileri sürenler. Aralarındaki mücadeleyi hep birlikte izliyoruz. Modernleşmeciler Anayasa Mahkemesi kararıyla türban yasağını anayasanın laiklik ilkesine bağlantılandırmayı başardıkları için,  popüler siyasetçiler de anayasayı değiştirerek yasaktan kurtulmak istiyorlar. Akılları karıştıran fakat nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bir siyaset ve hukuk mücadelesidir sürüp gidiyor.

 

Demokrasisi oturmuş bir ülkede böyle bir sorun çıksa nasıl halledilirdi diye soruyorum? Tabii gerçek bir durumda hangi ülkede ne yapılırdı, kestiremeyiz ama herhalde kamu hizmeti alan reşit kişilerin inanç hassasiyetleriyle kurum düzenini dengelemeye çalışan esaslar üzerinde iktidarıyla, muhalefetiyle ortak bir zemine varılır, uygulamanın düzenlenmesi yüksek öğretim kurumlarına bırakılırdı. Konu ne anayasa düzeyine çıkarılır ne de siyasi sorun yargıya havale edilirdi . Sayısal dayatma veya yargı müdahalesi değil, uzlaşma aranırdı. Biz bunu başarmaktan aciz miyiz? Toplumu bilemem ama belli ki siyasetçilerimiz aciz.

Sitemizde yayınlanan makale, yazı, döküman, dosyalar ve resimler izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Copyright © 2014 Ruyiad Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemap