DEMOKRATSIZ DEMOKRASİ ÇIKMAZI

 

Prof.Dr.A.İlter TURAN

                                            SİYASET PENCERESİ

 

 

 Acaba demokrasiyle yönetilen bir ülkede siyasetin  başlıca aktörleri demokrasiye inanmıyor, gereğine uygun hareket etmiyorlarsa, orada demokrasi nasıl yaşayacak, gelişecektir?  Sorumun boş bir zihni eksersiz ürünü olmadığını herhalde tahmin ettiniz. Son günlerde siyasi hayatımızı izleyen herhangi bir kişinin aklına böyle bir sorunun gelmesi olağandır sanırım.

 

Önce iktidar partimizden, başbakanımızdan başlayalım. Başbakanımızın basına karşı hoşgörüsüzlüğü zaten biliniyor. Ancak şimdilerde daha ciddi bir sorun var: kendisi ve partisi kamu otoritesinin hukuk devleti ilkelerine ve kanunlara uymadan kullanılması karşısında sessiz kalıyor, belki de bazen bu uygulamaları teşvik ediyor. Doğan Grubu’na uygulanan vergi cezasının doğruluğunun tartışmalı, ağırlığının ise tartışmayı gerektirmeyecek kadar büyük olduğu ortada. Dikkat ettiniz mi, hükümet kanadından tık yok. Halbuki, ceza sadece dikkati çekmek isteyen bir memurun işgüzarlığı olsaydı, hükümetin konudan üzüntü duyduğunu, hemen ilgileneceğini, cezaların bir yayın grubunun varlığını ortadan kaldıracak boyutlara varmasına müsaade edilemeyeceğini açıklamassı beklenirdi. Fakat anlaşılıyor ki, daha önce Doğan grubunda kusur bulmayan memur görevden alınmış, hakkında soruşturma açılmış.

 

Hükümetin Ergenekon süreci esnasındaki  tavrı da farklı değil. Görüldüğü kadarıyla, kanunlara aykırı olmakla birlikte,  dinlenmeyen telefon yok gibidir. Gizli kalması gereken bilgiler, hukuka aykırı olarak yapılmış telefon kayıtları, hatta sahte olabilecek belgeler basına sızdırılmakta, insanlar karalanmakadır. Dava ile ilgisi anlaşılamayan ama bireyleri karalayıcı bilgiler iddianamelerde yer almaktadır. Gözaltı süreleri çok uzundur. Hükümet hukuk ihlalleri karşısında sessiz kalmakta, bizlere yargı sürecinin sonunu beklememizi telkin etmektedir. Şu anda bütün vatandaşlasrın yüreğini “acaba dinleniyor muyum, iktidara karşı düşünceler ifade edersem başıma neler gelebilir” korkusu sarmaktadır. Devlet kadrolarının giderek iktidara koşulsuz biat etmiş elemanlarla doldurulması, korkuyu derinleştirmektedir.

 

Gelelim ana muhalefetimize. Sayın Baykal Ergenekon soruşturması çerçevesinde gözaltında bulunanlara sevgilerini gönderdi. Bu kişilerin devletin bağımsızlığı, Atatürk ilkeleri ve cumhuriyet için mücadele etmelerinden dolayı bir bedel ödediklerini beyan etti. Savcılık işlemlerinin hukuka uygunluğu konusundaki tereddütleri teslim etsek de, yargı sürecinin işlemekte olduğunu hatırlamalıyız. Bazı kişilerin demokrasimize zarar verecek nitelikte suç işlediğinin belirlenmesi mümkündür. Sayın Baykal beyanıyla hem görülmekte olan bir davayı etkileyecek bir değerlendirme yapıyor, hem de yargıyı töhmet altında bırakıyor.

 

Ana muhalefetimizin Kürt  açılımı karşısındaki tutumu da demokrasinin gerektirdiği uzlaşma kültürüne iyi örnek oluşturmuyor. Doğal olarak, muhalefetin böyle önemli sonuçları olacak bir girişimde hükümeti eleştirmesi, uyarması  görevidir. Ancak, kocaman bir ulusal derde çözüm ararken dialogu neredeyse olanaksız kılan bir yaklaşımla demokrasi çerçevesinde çözüm nasıl üretilecektir?

Diğer muhalefet partilerimizin farklı olmayan davranışlarını saymam gereksiz, ben soruma geri dönmek istiyorum. Liderlerimiz başarılı demokrasilerdekine benzer inançlar ve davranışlar sergilemiyorlar. Demokratsız demokrasimiz nasıl ilerleyecek? Bir çıkmazla karşı karşıyayız. Sorunun cevabını maalesef kimse bilmiyor.

 

Sitemizde yayınlanan makale, yazı, döküman, dosyalar ve resimler izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Copyright © 2014 Ruyiad Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemap