KENDİM İÇİN BİRŞEY İSTİYORSAM NAMERDİM !

KENDİM İÇİN BİRŞEY İSTİYORSAM NAMERDİM !

İlter TURAN                                                                                 

                                  siyaset penceresi

 

“Kendim için birşey istiyorsam namerdim!” özdeyişi tanımayan yok gibidir. Hatırlayacaksınız, 12 Eylül döneminde siyasi hakları ellerinden alınan 1980 öncesi siyasi parti yöneticilerinin haklarının iadesi için anayasa değiştirilmiş, fakat değişikliğin onaylanması için halkoylamasına başvurulması gerekmişti. Hakların iadesini mümkün kılan Turgut Özal hükümeti, halkın 1980 öncesi siyasetçilerden pek de memnun olmadığını bildiğinden, hakların iadesini olumlu sonuçlanması kolay gözükmeyen bir yoldan gerçekleşmesini (ya da gerçekleşmemesini) öngörmüştü. Durumun ciddiyetini algılayan 1980 öncesi parti liderleri anayasa değişikliğinin kabulu için yoğun bir kampanya yürütüyorlardı. Bu çerçevede Adalet Partisi eski genel başkanı sayın Süleyman Demirel’in bir sözü dilimize özdeyiş olarak yerleşti, unutulmazlık kazandı. Değişikliğin onaylanmasını benimsemeyenler, hakların iadesinden Sayın Demirel’in de yararlanacağı aşikar olduğundan, bunun kişisel çıkar peşinde koşan eski politikacıların işi olduğunu vurguluyorlardı. Bir hayli inandırıcı bulunan bu açıklamalar karşısında, Süleyman Bey giriştiği mücadelenin kişisel bir çıkar mücadelesi olmadığını anlatmak için bir gün “Kendim için birşey istiyorsam namerdim!” dedi. Herhalde söylemek istediği, yapılan değişiklikten kendisinin yararlanmayacağı değil, savunduğu davanın kendi kişisel çıkarının çok ötesinde olduğu idi. Fakat, biraz da ifade tarzından olacak, ifadenin bu gün kullanımda kazandığı anlam farklıdır. Kendi çıkarını savunduğu apaçık ortada olan bir kimse, samimiyetsizce kişisel çıkar gütmediği konusunda ısrar ettiği zaman, bu özdeyişe o kişiyle ince biçimde alay etmek için başvurulmaktadır.

 

         Bu özdeyiş birden nereden aklıma geldi diye soracak olursanız, özelleştirme karşısında milletin malını koruduklarını, milletin malının kimseye peşkeş çekilmesine izin vermeyeceklerini ilan ederek demeçler veren, gösteriler yapan, mahkemelere giden, özelleştirmeyi durduracaklarını ilan eden sendika liderlerini görünce aklıma geldi. Türkiye uzun  süren bir mücadeleden sonra ilk defa özelleştirme konusunda ciddi bir yol almaya başladı. Bu mücadelede memuru, yargısı, KİT yöneticileri ve işçileri elbirliği ile özelleştirmeye direndiler. Tabii ki, bu süreç içinde “kendileri çin birşey istemiyorlar”dı. Fakat bu arada, büyük zararlar oluşuyor, kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi, ülkenin kalkınması için kullanılabilecek fonlar da bunları karşılamaya gidiyordu. Çok klasik bir örneği sizler de hatırlayabilirsiniz. Bir iki milyon dolarlık bir fiyat


farkı nedeniyle ona, buna “peşkeş” çekilmekten kurtulan Et ve Balık Kurumu, aradan geçen yirmi yıla yakın süre içinde 500 milyon dolar zarar etmiş ve tabii ki, bu vergiler malının korunduğu iddia edilen milletin cebinden çıkmıştı.Buna benzer örnek çoktur. Hatta, bugün karlı olduğu iddia edilen bir kısım işletmelerin bilançolarını ciddi olarak inceleyecek olursanız varlıklarının borçlarını kapamayacağını, sadece işletme karının söz konusu olduğunu göreceksiniz. .

 

         Bazı sanayi alanlarında ve işletmelerde Türk sermayesinin egemen olması istenebilir, bunu yapmayan ülke yok. İstisnai olark devletin işletmecilik yapması da gerekebilir, uygun düşebilir. Fakat, özelleştirmeye direnenlerin büyük bölümü özelleştirmeye ideolojik olarak karşı olan ve bu vaziyet alışın altında çıkarları yatan kadrolardır. Dikkat edin, hiç işçi çıkarmayacağını, hatta yeni işçi alacağını açıklayan yerlerde bile sendikalar özelleştirmeye direniyorlar.  Galiba, eskisi kadar rahat, rehavet içinde ve zarar etme korkusu olmadan hareket etmek artık mümkün olmayacak. Ücretler karlılıkla ilişkilendirilecek, emek piyasasından bağımsız biçimde, devlet cömertliği sayesinde yüksek ücretler teşekkül etmeyecek. Bütün bunlar olmayınca da, eski günler bir daha geri gelmemek üzere geri gidecek. Pek güzel de, sizce bu mümkün mü? Pek sanmıyorum. Türkiye, yavaş da olsa, iktisadi kalıplar içinde düşünmeyi, işleri bu gözlüklerle değerlendirmeyi öğrendi. Ekonominin ise bu siyaset temelli iktisadi faaliyetlerden kaynaklanan yükleri kaldıramadığı da belli oldu. Ayrıca, Türkiye uluslararası iktisadi ve siyasi sistemin içinde yer alan bir ülke. Sistemde hüküm süren anlayış ve uygulamaların dışında kalamaz. Sistem dışında ise iktisadi refahını geliştiremez.

 

         O zaman sendikalar ne yapsın? Hiçbirşey yapmayıp da olanları olduğu gibi kabullensin mi? Tabii ki hayır. Yapılacak çok şey var. Bir kere, özelleştirilecek kurumlarda, daha kuruluşun özelleştirilmesi tasarlanırken, istihdamın korunması için şartnameye hükümler konmasını isteyebilir. Sonra, özelleştirme sonucu işini kaybetmesi söz konusu olacak kişilerin yeniden donatılması ve en kısa zamanda yeni bir işe kavuşturulması için önlemler geliştirebilir, bunların uygulanmasını kurallaştırmaya çalışabilir. Halbuki bizim sendikal liderlerimiz gerçekleştirilmesi olanaksız bir rüya peşinde koşuyorlar. Bazen kısa vadede işi durdurtma, yavaşlatma gibi başarılar da elde ediyorlar. Bedelini gelir kayıpları, yeni kamu harcamaları biçiminde, genelde milletimiz ödüyor. Sonra da “kendim için birşey istiyorsam namerdim” mealinde beyanlarla millete hizmet ettiklerini ve milli çıkarları koruduklarını savunuyorlar. Bu tutum bana pek inandırıcı gelmiyor. Siz ne der siniz?

Sitemizde yayınlanan makale, yazı, döküman, dosyalar ve resimler izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Copyright © 2014 Ruyiad Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemap